İsrail’in Gazze’de sivil tutuklulara yönelik toplu infazlar gerçekleştirdiğine dair haberler ve İsrailli siyasetçilerin soykırım niyetlerini açıkça ifade etmelerinin ardından ABD, İsrail’in Filistinli sivillere yönelik savaşına verdiği desteği daha da artırdı. Tüm dünyanın gözleri önünde Gazze’deki katliam “Amerika’nın soykırımı” olarak görülmeye başlandı.
Çarşamba günü Birleşmiş Milletler ve Euro-Med İnsan Hakları İzleme Örgütü, İsrail güçlerini Gazze’nin kuzeyinde sivillere yönelik toplu infazlar yapmakla suçlayan raporlar yayımladı. Kuzeyde kalan tüm gazetecileri ya bölgeden uzaklaştıran ya da öldüren İsrail, sivilleri bombalayarak katletmekten yargısız infaza geçiş yaptı.
Bu savaş suçlarına, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun “Amalek” çağrısında olduğu gibi sadece İncil’deki örtülü göndermeler değil, aynı zamanda Yahudilere yönelik Nazi soykırımını taklit etmeye yönelik doğrudan çağrılarla, İsrailli yetkililer tarafından soykırımın açıkça savunulması da eşlik ediyor:
- İsrail’in bölgesel Metula Konseyi Başkanı David Azoulai, Pazar günü bir radyo röportajında Gazze’nin “Auschwitz”e benzetilmesi gerektiğini söyledi. Azoulai, “Gazze’deki herkese sahillere gitmelerini söyleyin. Donanma gemileri teröristleri Lübnan kıyılarına indirmeli. Tüm Gazze Şeridi boşaltılmalı ve tıpkı Auschwitz’de olduğu gibi dümdüz edilmeli,” dedi.
- İsrail’in Kadını Geliştirme Bakanı Miri Golan bir televizyon röportajında, “Gazze umurumda değil... bana ne, gidip denizde yüzebilirler,” dedi. “Gazze’nin etrafında teröristlerin cesetlerini görmek istiyorum” diye de ekledi.
- Batı Şeria’daki bir İsrail yerleşiminin eski belediye başkanı ve İsrailli yerleşimci hareketinin liderlerinden Daniella Weiss, bir televizyon röportajında İsrail’in amacının “Gazze Şeridi’nin tamamında Yahudi yerleşimlerinin kurulmasını” hazırlamak için “Gazze’yi Araplardan arındırmak” olduğunu söyledi.
İsrail 2,2 milyon nüfuslu Gazze halkını açlığa mahkum ediyor. Pazartesi günü İnsan Hakları İzleme Örgütü İsrail’i “bir savaş yöntemi olarak sivilleri aç bırakmakla” suçladı. Dünya Gıda Programı’na göre, “çok şiddetli açlık seviyeleri” yaşayan Gazzelilerin oranı yüzde 24’ten yüzde 44’e yükseldi.
Bu gelişmeler karşısında ABD, İsrail’in soykırımına verdiği kategorik desteği derinleştirdi. Çarşamba günkü basın toplantısında bir muhabir, Dışişleri Bakanı Antony Blinken’den “dünyanın büyük bir kısmının ABD ve İsrail’i suçladığı” ve “bunu Amerika’nın savaşı olarak gördüğü” gerçeğini yorumlamasını istedi.
Blinken’in İsrail’in “Amerika’nın savaşını” yürüttüğü iddiasıyla arasına mesafe koymaya çalışmaması dikkat çekicidir. Bunun yerine Blinken daha kararlı bir şekilde İsrail’i savundu:
Neredeyse hiç kimsenin Hamas’tan sivillerin arkasına saklanmayı bırakmasını, silahlarını bırakmasını ve teslim olmasını talep ettiğini duymuyorum. Hamas bunu yaparsa bu iş yarın biter, Hamas bunu yapsaydı bu iş bir ay önce, altı hafta önce bitmiş olurdu. Nasıl oluyor da saldırgandan hiçbir talepte bulunulmuyor da sadece mağdurdan talepte bulunuluyor?
Blinken’in İsrail hükümetinin çatışmada “mağdur” taraf olduğu yönündeki iddiası yalanlanmaya bile değmeyecek kadar saçmadır. Netanyahu hükümeti, 7 Ekim’de kasıtlı bir askeri ve istihbari hareketsizlik uyguladıktan sonra, o gün öldürülen her bir İsrailli için 25 Gazzeliyi katletti. Baskı ve tahakküm altında tuttuğu Filistinlilerin “kurbanı” olduğunu ilan etmek için 7 Ekim saldırılarını fırsat bilen Netanyahu hükümetinin, İsrail Tarım Bakanı Avi Dichter’in deyimiyle “2023 Gazze Nakba’sı”nı -Gazze Şeridi’nin etnik temizliğini- hayata geçirmek üzere harekete geçtiği görülmektedir.
Blinken, ancak Üçüncü Reich yetkilileriyle kıyaslanabilecek düzeyde bir sinizmle, İsrail’in amacının Gazze halkını katletmek değil, onları korumak olduğunu ilan etti. Blinken, “İsrail operasyonlarını yine sivilleri korumaya, zararı en aza indirmeye ve onlara ulaşan yardımı en üst düzeye çıkarmaya odaklanarak yürütüyor” iddiasında bulundu.
Takip eden bir soruda Blinken’e İsrail’in kaç kişiyi katletmesine izin verileceği konusunda “Sizin için bir kırmızı çizgi var mı?” diye soruldu. Blinken bu soruya ABD’nin “bu işi sonuna kadar götürmeye niyetli olduğu” yanıtını verdi.
Blinken’in yorumları, ABD Başkanı Joe Biden’ın bir kampanya etkinliğinde İsrail’in “ayrım gözetmeksizin bombalamalar” gerçekleştirdiğini -uluslararası hukuka göre bir suç- itiraf etmesinin ve İsrail savunma bakanının “tüm Filistinlilere karşı ... intikam” peşinde olduğunu kabul etmesinin ardından geldi.
Biden ve Blinken’ın yorumlarını bir araya getirdiğimizde, “tüm Filistinlilere karşı ... intikam almanın” aslında “Amerika’nın savaşı” ya da daha doğrusu Amerika’nın soykırımı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Tüm bu süreç boyunca ABD soykırıma mali, lojistik ve askeri destek sağlarken, Filistinlilerin toplu katliamı için Birleşmiş Milletler nezdinde girişimlerde bulunmuştur. Geçtiğimiz yıl ABD İsrail’e 3,3 milyar dolar ekonomik yardımda bulunarak İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana ABD tarafından sağlanan 260 milyar dolara yenisini eklemiştir. Geçtiğimiz 10 hafta içerisinde ABD İsrail’e zırhlı araçlar, silahlar ve mühimmat da dâhil olmak üzere 10.000 ton askeri teçhizat sağlamıştır. ABD ve Birleşik Krallık, Gazze üzerinde insansız hava araçlarıyla gözetleme uçuşları yapmış ve hatta ABD personelinin sahada faaliyet gösterdiğine dair haberler çıkmıştır.
Daha da önemlisi, ABD savaşta ateşkes çağrısında bulunan herhangi bir Güvenlik Konseyi kararını veto etmeyi taahhüt etmiş ve BM Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield “Şu anda herhangi bir ateşkes en iyi ihtimalle geçici, en kötü ihtimalle de tehlikeli olacaktır” açıklamasında bulunmuştur.
ABD’nin Gazze’deki soykırımı desteklemesinin köklü ve temel nedenleri vardır. Birincisi, ABD Ortadoğu’da büyük bir askeri tırmanışa geçmeye karar vermiştir. Bu, açıkça Çin, Rusya ve İran üzerinde tahakküm kurma amacıyla, dünya hegemonyası için varoluşsal bir mücadele olarak gördüğü savaşın bir parçasıdır. ABD emperyalizmi için Ortadoğu’da etkin bir garnizon devlet işlevi gören İsrail, bu planın kritik bir bileşenidir.
İkinci olarak, büyüyen bir grev hareketi ve artan iç siyasi muhalefetin ortasında Biden yönetimi, isyan eden kentsel bölgelerle kitlesel katliam yoluyla başa çıkmak için bir emsal yaratmaya çalışmaktadır. ABD oligarşisinin iç siyasi krizi diktatörlük yoluyla çözmek isteyen kesimleri için Gazze’deki soykırım bir deneme alanı olarak görülmektedir.
Son olarak, soykırım demokratik haklar üzerinde büyük bir baskının uygulanmasına vesile olmuştur. Avrupa genelinde gösteriler yasaklanmış ve protestocular sadece Siyonizme karşı çıktıkları için gözaltına alınmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde üniversite öğrenci grupları dağıtılmış, akademisyenler ve öğrenciler ABD dış politikasına karşı çıktıkları için işlerini kaybetmişlerdir. Sosyal medya ağları, acımasız bir internet sansürü rejimi uygulamaktadır. İnsan Hakları İzleme Örgütü bu sansürü, “Filistin’i destekleyen barışçıl ifadeler de dahil olmak üzere, ifade özgürlüğünün haksız yere ortadan kaldırılması ve bastırılması modeli” olarak adlandırmıştır.
Bu gerçeklikten, kaçınılmaz olarak, Gazze’deki soykırıma karşı mücadelenin, bunu mümkün kılan emperyalist hükümetlere karşı mücadele anlamına geldiği sonucu çıkmaktadır.
Lev Troçki, 20. yüzyılda faşizmin yükselişini tanımlarken, “kapitalist toplum, sindirilmemiş barbarlığını kusuyor,” diye yazmıştı. Gazze soykırımı da aynı süreci temsil etmektedir. Başını Amerika’nın çektiği kapitalist toplumsal düzen, tüm dünyanın gözleri önünde canice barbarlıklarını sergiliyor. Bu toplumsal düzen insanlığa yaygın toplumsal eşitsizlik, savaş ve kitlesel katliamdan başka bir şey sunmamaktadır.
Bu nedenle Gazze’deki soykırıma karşı mücadele, işçi sınıfı içinde kitlesel bir hareketin inşası yoluyla toplumun sosyalist dönüşümü için mücadele haline getirilmelidir. İşçiler, savaşa karşı siyasi bir genel grevin sistematik hazırlığının parçası olarak, askeri kullanımı olan herhangi bir ürünün İsrail’e sevkiyatını engellemek için limanlarda ve havaalanlarında grevlere hazırlanmalıdır.
22 Aralık 2023