Milliyetçi Şii din adamı Mukteda es-Sadr’ın destekçileri Cumartesi günü Bağdat’ta ABD Büyükelçiliği, askeri güçler ve paralı askerlerin bulunduğu Yeşil Bölge’ye baskın düzenleyerek federal parlamentoyu işgal etti. Es-Sadr’ın sözcüsü “Göstericiler ikinci bir emre kadar oturma eylemi yapacaklarını duyurdular” dedi.
Göstericilerin 2003 yılında Saddam Hüseyin rejimini devirmek için ABD öncülüğünde Irak’ın istila ve işgal edilmesinden sonra kurulan siyasi sisteme ve yolsuzluğa son verilmesi çağrısında bulunduğu protestolarda 100’ü gösterici ve 25’i güvenlik gücü mensubu olmak üzere yaklaşık 125 kişi yaralandı. Bu olay Çarşamba günü parlamentoya yapılan benzer bir saldırının ardından gerçekleşti.
Es-Sadr’ın rakiplerine doğrudan bir tehdit olan oturma eylemi, milletvekillerinin hükümet kurmak üzere toplanmasını engellemeyi amaçlıyor. Meclis Başkanı Muhammed Halbusi oturumları askıya aldı.
Kargaşa, Washington’ın, bölgesel ve uluslararası siyasi çatışmaların bir vekâlet savaşı alanı haline gelen kukla devletinde giderek ağırlaşan siyasi krizin altını çiziyor. En az 250.000 Suriyeli sığınmacıya da ev sahipliği yapan ülkede yaşanan çok sayıda çatışma nedeniyle yaklaşık 1,2 milyon kişi hala ülke içinde yerinden edilmiş durumda. Ayrıca gıda güvensizliği de yaygın.
Irak, yaygın yolsuzluk, yüzde 40’lık işsizlik ve yüzde 32’lik yoksulluk oranlarına yansıyan korkunç sosyal ve ekonomik koşullar ile su ve elektrik kesintileri nedeniyle çok sayıda protestoya sahne oluyor. Bu durum, insanların yaşamlarına sağlıklarına ve geçim kaynaklarına korkunç bir zarar veren pandemi ile daha da kötüleşti (resmi olarak yaklaşık 25.000 ölüm kaydedildi).
Hâlihazırda toprağın bozulması, yoğun kuraklık ve iklim değişikliğine bağlı düşük yağışlardan muzdarip olan ülkeyi vuran kum fırtınaları, derin kriz durumunu daha da derinleştirdi. En az 5.000 kişi solunum problemleri nedeniyle hastaneye kaldırılırken, ülke genelinde havaalanları, okullar ve devlet daireleri kapanmak zorunda kaldı.
Geçtiğimiz Ekim ayındaki seçimlerde 2018 seçimlerinden bile daha düşük bir katılım olurken, mezhepçi-etnik siyasi rejime ve onun Washington ve Tahran’daki rakip destekçilerine yönelik düşmanlığın arttığı koşullarda, Es-Sadr’ın Sairun hareketi sadece yüzde 41 oy alarak en çok oyu kazandı. Aradan on ay geçmesine rağmen Irak’ın rüşvetçi siyasi grupları halen yeni bir hükümet üzerinde anlaşabilmiş değil.
Washington’ın Bağdat’taki adamı olarak görülen eski bir istihbarat subayı olan Başbakan Mustafa Kazımi, akut sosyal krizi hafifletmeye yardımcı olabilecek petrol fiyatlarındaki artışa rağmen, 2022 yılı için bir bütçe belirleyemeyerek geçici başbakan rolünde kalmaya devam etti.
Mustafa Kazımi Mayıs 2020’de, aylarca sürerek Adil Abdülmehdi hükümetini deviren kitlesel protestoların ardından iktidara geldi. Bunlar, 2003’teki ABD istilasından bu yana en büyüğü protestolardı. Mehdi hükümeti protestoları ölümcül güç kullanarak bastırmaya çalışmış, 600’den fazla protestocuyu vuran güvenlik güçlerini ve paramiliter grupları konuşlandırmış, pandemi ve beraberindeki kısıtlamalar sokakları boşaltana kadar gerilimi daha da alevlendirmişti.
Kazımi sadece selefinin ekonomik ve sosyal politikalarını sürdürmekle kalmadı, aynı zamanda Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) kredi almayı amaçlayan ve işçilerin gelirlerini mahveden yeni tedbirleri de uygulamaya koydu. Çeşitli siyasi partilere bağlı milislerin siyasi aktivistleri yerel liderleri ve açık sözlü gazetecileri ve eleştirmenleri öldürürken, muhaliflere yönelik sindirme ve baskı politikaları sürdü. Kazımi, yerleşik partiler ayrıcalıklarına ve servetlerine el uzatacak herhangi bir değişikliği reddettiği için, güvenlik güçleri tarafından işlenen cinayetleri soruşturma ve protesto hareketinin temel talepleri olan Irak’ın mezhepçi siyasi sistemini yok edecek yasaları çıkarma sözlerini tutmadı.
Es-Sadr ve Sairun bloğu 329 sandalyeli parlamentoda 2018’de 54 olan sandalye sayısını 73’e çıkararak en fazla sandalyeyi kazanırken, Koordinasyon Çerçevesi’ndeki İran müttefiki Şii muhalifleri karşısında net bir çoğunluk elde etmekten uzak kaldı.
ABD işgaline karşı ana Şii direnişini yöneten, önde gelen bir Şii din adamı ailesinden gelen eski milis lideri es-Sadr’ın Irak halkının çektiği büyük acılara ilerici bir çözümü yok. Es-Sadr, Irak’a yabancı müdahalesine karşı çıkan bir milliyetçi gibi görünse de geçmişte İran’a yakın oldu ve iktidar koalisyonlarının kurulmasında kilit rol oynadı. Kabine, devlete ait petrol şirketi, güçlü bakanlıklar ve yerel yönetimler de dahil olmak üzere devletin birçok koluna adamlarını yerleştirdi. Bu unsurlar, Bağdat’ın gecekondu mahallelerindeki yoksul destekçilerine iş ve sosyal yardım sağlayan ve bir milis gücüne sahip olan örgüte aktarmak üzere hükümet ihalelerinden pay aldılar.
Es-Sadr, İran’a yakın Şii partileri muhalefette bırakarak en büyük Sünni ve Kürt bloklarla bir hükümet kurma niyetini açıkladı. Bu durum, 2003’ten bu yana tüm partilerin hükümette temsil edilmesi geleneğini bozan bir düzenleme meydana getiriyor. Onun, himaye sisteminden dışlanmak istemeyen Şii muhalifleri, devlet başkanı adayını engellemek için Federal Yüksek Mahkeme’yi kullanmak ve Kürt müttefiklerine füze saldırıları düzenlemek de dahil olmak üzere bir dizi müdahale yoluyla koalisyon kurma sürecini engellemek için manevralar yaptı.
Haziran ayında Es-Sadr, rakiplerini yeni bir hükümeti kabul etmeye zorlamak amacıyla tüm bloğunun parlamentodaki koltuklarından feragat edeceğini açıkladı. Parlamentonun feshedilmesini ve yeni seçimleri dayatmak için sokak protestolarına, gösterilere ve istikrarsızlığa kapı araladı.
Yeni milletvekillerinin anayasaya uygun olarak yemin etmesiyle, eski başbakan Nuri el-Maliki’nin partisi Hukuk Devleti Koalisyonu’na bağlı İran yanlısı Koordinasyon Çerçevesi bloğu ile Şii liderliğindeki eski paramiliter grup Haşdi Şabi’nin siyasi kolu olan İran yanlısı Fetih İttifakı parlamentodaki en büyük blok haline geldi. Ülkenin karşı karşıya olduğu başlıca siyasi meseleler hakkında aralarında çok az uzlaşma var.
Koordinasyon Çerçevesi Muhammed el-Sudani’yi başbakanlığa aday gösterince es-Sadr buna itiraz etti ve destekçilerini harekete geçirerek güvenlik güçlerinin hazır beklediği, oturum halinde olmayan parlamentoyu bastı. El-Sudani’nin resmi olarak başbakan adayı gösterilebilmesinden önce meclisin Kürt partileri arasından bir devlet başkanı seçmesi gerekiyor ki bu da daha az tartışmalı bir süreç değil.
Yarı özerk Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) başlangıçta es-Sadr’ın bloğunu desteklemişti ancak Irak Federal Yüksek Mahkemesi’nin Şubat ayında KBY’nin petrol ve gaz yasasının “anayasaya aykırı” olduğuna, yani KBY’nin petrol ve gaz sektörünün büyük ölçüde Türkiye’ye yapılan satışlardan elde ettiği gelirleri elinde tutmak için yasal bir dayanağı olmadığına karar vermesinin ardından Erbil ile Bağdat arasındaki gerilim tırmandı. KBY kararı “adaletsiz” ve “anayasaya aykırı” olarak nitelendirerek reddetti. KBY Başbakanı Mesrur Barzani, Kürtlere ve diğer etnik topluluklara daha fazla güç verecek yeni bir anayasal düzenleme için bastırmaya başladı.
ABD Başkanı Joe Biden, Bağdat’ı Tahran’dan uzaklaştırmaya çalışarak Washington’ın Suudi Arabistan dahil bölgesel müttefiklerini, İran’ın etkisini sınırlamak ve Kazımi’nin siyasi meşruiyetini güçlendirmek için Irak ile diplomatik ilişkileri yeniden kurmaya çağırdı. Biden, İran karşıtı bir ittifaka aracılık etmek amacıyla, Kazımi’yi Suudi Arabistan’ın liman kenti Cidde’de Körfez devletleri, Mısır ve Ürdün ile görüşmelere davet etti. Bu, Washington’ın, Tahran’ın giderek daha yakın ilişkiler kurduğu Rusya ve Çin ile savaşa yönelik geniş çaplı hazırlıklarının bir parçasıydı.
Ancak Irak, Mayıs ayında İsrail ile ilişkileri normalleştirmeyi, bu ülkeyi ziyaret etmeyi veya onunla normalleşmeyi teşvik etmeyi suç haline getiren bir yasa çıkardı. Yasanın ihlali ömür boyu hapis veya ölüm cezası ile cezalandırılabiliyor.
20 Temmuz’da KBY’nin Dohuk vilayetindeki meydana gelen ve dokuz Iraklı turistin ölümüne yol açan bombalı saldırı Irak devletini daha da karıştırdı. Iraklı ve Kürt yetkililer saldırıdan Türkiye’yi sorumlu tuttu.
Savunma Bakanlığı’nın bir raporuna göre, NATO üyesi Türkiye, Irak topraklarında 100’den fazla askeri üs ve karakol kurmuş durumda ve Ankara’nın ayrılıkçı Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile on yıllardır süren savaşının bir parçası olarak tanklar, zırhlı araçlar, helikopterler ve ağır silahlarla birlikte Irak içinde 4.000’den fazla asker konuşlandırdı. Türkiye’nin asker sayısı ABD (2.500) ve Fransa’nın (800) asker sayısından bile fazladır.
Irak Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmed El Sahaf, Irak’ın 2018’den bu yana Türk güçleri tarafından 22.740 egemenlik ihlali kaydettiğini ve Ankara’ya 296 resmi şikâyette bulunulduğunu söyledi. El Sahaf Türkiye’yle herhangi bir “güvenlik ya da askeri” anlaşma yapılmadığını vurgularken Ankara’yı “saldırılarının arkasında yayılmacı hedeflere” sahip olmakla suçladı. Al-Monitor’un aktardığına göre Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Ayhan Ogan, 21 Temmuz’da “Güvenlik endişeleri dikkate alınmaz ve üstelik de provoke edilirse, Türkiye Halep’ten Musul’a yeni bir güvenlik hattı oluşturur” uyarısında bulundu. Bu, Ankara’nın Suriye’nin kuzeyinde 30 kilometre derinliğinde bir güvenli bölge planının bir benzeri olacaktır.
31 Temmuz 2022
