Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin, burjuva muhalefet partileri ve sendikaların desteğiyle uyguladığı işe geri dönüş kampanyası nedeniyle COVID-19 pandemisindeki canlanma son dönemde yoğunlaşmaya devam ediyor. Resmi rakamlara göre, her gün 1.500 dolayında yeni hasta olduğu açıklanırken, toplam COVID-19 hasta sayısı 315 bine ulaşmış durumda. Günlük ölüm sayısı 65 ila 70 arasında değişirken, toplam ölüm sayısı 8.100’ü geride bıraktı.
Bu ortamda, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Çarşamba günkü konuşması sırasında, hükümetin pandeminin şiddetini önemsiz gibi göstermek ve işçileri işe dönmeye zorlamak için halka kasten yalan söylediğine dair yaygın kuşkuları doğruladı.
Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre, bir COVID-19 vakası, “Klinik belirti ve semptomlara bakılmaksızın, COVID-19 enfeksiyonu için laboratuvar onayı olan kişidir.” Ne var ki, Bakan Koca Çarşamba günü şunları söyledi: “Her vaka hasta değildir. Çünkü testi pozitif çıktığı halde hiçbir semptom göstermeyenler var ve büyük çoğunluğu bunlar oluşturuyor.” Koca, pandeminin başından beri “Bunları günlük hasta sayısı olarak veriyoruz” diye itiraf etti.
Geçtiğimiz ay Koca, “Başkasına bulaştırmadığı sürece, semptomu olmayan, sadece taşıyıcı olan kişi sayısının önemi yok” açıklamasını yaptığında, WSWS, onun bu açıklamayla hükümetin pandemi karşısındaki stratejisinin “sürü bağışıklığı” olduğunu itiraf ettiğini belirtmişti.
Sağlık bakanı, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) Türkiye’deki COVID-19 salgını hakkında yalan söyleyip salgını önemsiz gibi gösterdiğini kabul ettikten sonra, Türk Tabipleri Birliği (TTB) hükümeti kınayan bir açıklama yaptı.
TTB, yaptığı açıklamada şunları belirtti: “6 aydır bunu söylüyorduk. Süreci şeffaf yürütmediniz. Gerçekleri gizlediniz. Salgının yayılmasına engel olmadınız.” Bu skandala tepki olarak, sosyal medyada binlerce insan #VakaSayısıKaç etiketiyle durumu protesto etti.
Koca’nın itirafı, CHP milletvekili Murat Emir’in, 29 Eylül’de, Sağlık Bakanlığı’nın iç kayıtları olduğunu iddia ettiği bir belgeyi yayımlamasının ardından geliyor. Belge, Sağlık Bakanı Koca’nın 1.512 yeni hasta açıkladığı 10 Eylül’de 29.377 pozitif vaka olduğunu gösteriyordu.
Bunun dışında, CHP milletvekili Mustafa Adıgüzel, Eylül ayı başında, CHP’nin yönetimde olduğu İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Antalya’da, belediyelerin resmi verilerine göre pandemiden toplam ölüm sayısının 8.850 olduğunu duyurmuştu. O sırada Sağlık Bakanlığı’nın ülke geneli için açıkladığı toplam ölü sayısı yaklaşık 6.800’dü.
Bununla birlikte, bu ifşaat, yalnızca hükümetin yalanlarını değil; aynı zamanda CHP gibi burjuva muhalefet partilerinin işbirliğini de gözler önüne sermektedir. AKP hükümeti pandemi hakkında yalan söylerken, belediyeler de COVID-19’dan ölümlerle ilgili kendi istatistiklerini yayımlamadılar. Doğrusu, CHP, işe dönüş ve okula dönüş kampanyalarını desteklemiş ve AKP’nin ulusal düzeyde yaptığını kendi yerel yönetimlerinde neredeyse tekrar etmiştir.
Geçtiğimiz hafta Kayseri’de üç öğretmenin koronavirüsten hayatını kaybetmesiyle, okulların açılması şimdiden yıkıcı sonuçlar doğurmuştur. Bunun yanı sıra, CHP’nin yönetimindeki Ankara büyükşehir belediyesi işçileri arasında doğrulanan vaka sayısı, geçtiğimiz hafta 981’e yükseldi. Ondan sadece bir ay önce, belediyedeki vaka sayısı yalnızca 235’ti. Hükümetin ciddi önlemler almadığı koşullarda pandemiyle mücadele ederken 100’den fazla çalışma arkadaşlarını kaybeden sağlık emekçileri arasında da öfke ve muhalefet giderek artıyor.
Nihayetinde, hükümet, işçilerin pandemi ve büyüyen toplumsal kriz karşısında izlenen politikaya artan öfkesini ve muhalefetini kontrol altına almak için yalan ve manipülasyondan başka bir yol görmüyor.
Pandemiden sonra gerçek işsizlik ve iş kaybı Haziran ayında 14,2 milyon kişiye ulaştı. Türk lirası ABD doları karşısında değer kaybetmeye devam ederken, işçilerin alım gücü sürekli düşüyor. Yıl başından beri 2.300 liralık asgari ücretin dolar karşılığı 385 dolardan 300 dolara geriledi. Pandeminin neredeyse başından beri, yüz binlerce işçi, ayda sadece 1.170 lirayla zorunlu ücretsiz izne gönderildi. Bu dayatma, burjuva muhalefet CHP’nin meclisteki oylarıyla Temmuz 2021’e kadar uzatıldı.
Sağlık Bakanı Koca, hükümetinin yalanlarının açığa çıkması üzerine ortaya çıkan geniş halk öfkesine yanıt olarak, dün Twitter’da, ABD Başkanı Donald Trump gibi büyük harfler kullanarak şöyle yazıyordu: “Bilelim ki, salgınla mücadele sürecinde, devletimiz, HALKININ SAĞLIĞI KADAR, ULUSAL ÇIKARLARINI DA korumaktadır. Çünkü salgın hayatın bütün alanlarını etkilemektedir.”
Bu açıklama, “ulusal çıkarlar”ın, toplumun ezici çoğunluğu zararına, egemen sınıfın çıkarları ve onun bölgedeki savaş politikaları demek olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Olaylar, egemenlerin pandemi sırasındaki tek kaygısının, emekçilerden bankalara ve şirketlere servet aktarmak ve sürü bağışıklığı politikasına karşı artan muhalefeti bastırmak olduğunu gösteriyor.
Bu politikalar, Türkiye’ye veya Erdoğan hükümetine özgü değildir; sınıf mücadelesinin tüm dünyada canlanmasının ortasında, hem uluslararası bir karaktere sahiptir hem de hükümet ve burjuva muhalefet partileri tarafından desteklenmektedir. Gerçek şu ki, tüm dünyadaki hükümetler, giderek şiddetlenen bir pandemi ortamında, COVID-19’un doğurduğu tehlike hakkında yalan söylemiş ve işçi sınıfı içinde büyüyen öfkeyi dizginlemek için rakamları manipüle etmeye çalışmıştır.
Geçtiğimiz ay, ABD Başkanı Donald Trump’ın COVID-19 pandemisinin doğurduğu tehlikeyi bilinçli olarak önemsiz gibi göstermeye çalıştığı ortaya çıkmıştı. ABD istihbaratının ve Çinli yetkililerin salgının ciddiyeti hakkındaki uyarılarını görmezden gelen ve aynı şekilde kararlılıkla ilerleyen Trump, sadece ABD’de 200 binden fazla insanın ölmesine yol açtı. Ortaya çıkan ses kayıtlarında Trump, şunları söylüyordu: “Onu [koronavirüsü] hep önemsiz gibi göstermek istedim… Hâlâ önemsiz gibi göstermek istiyorum, çünkü panik yaratmak istemiyorum.”
Trump’ın pandemiye verdiği yanıt, sadece ABD’deki değil, dünya genelindeki egemen sınıfların temel kaygılarını yansıtıyordu. WSWS’nin açıkladığı gibi, “Peki, Trump hangi ‘panik’ten söz ediyordu? O, öncelikle, Wall Street için kurtarma paketi hazırlanmadan önce bir borsa satışı olmasını frenlemekle ilgileniyordu. Dahası, fabrikalardaki işçiler hastalığın yayılması konusunda giderek daha fazla tedirgin olduğu için, nihayetinde Mart ayında ABD otomotiv fabrikalarının kapanmasına yol açanlar gibi işçi sınıfının kitlesel grevlerinden korkuyordu.”
Tüm dünyadaki egemen sınıfların bu habis ihmal politikasının en öne çıkan örneği ABD’deki Trump yönetimi olsa da, Avrupa hükümetleri de COVID-19 pandemisindeki gerçek durum hakkında yalan söyleyip durumu manipüle etmeye çalıştılar.
Almanya İçişleri Bakanlığı Mart ayında pandemi karşısında hiçbir şey yapılmamasının sadece Almanya’da 1 milyon ölüme yol açacağını bildirmesine rağmen, Almanya Meclis Başkanı Wolfgang Schäuble, Nisan ayında, hükümetinin COVID-19’a karşı neden daha hızlı harekete geçmediği sorusuna şu yanıtı veriyordu: “Gerçek şu ki, hepimiz kendi aramızda bunun bu kadar kötü olmayacağını umuyorduk.”
İşçi sınıfına karşı uluslararası kapitalist komplo, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) en başından itibaren yaptığı uyarıların doğruluğunu kanıtlamıştır. Yalnızca işçi sınıfının harekete geçmesi, tüm dünyada egemen sınıflar tarafından uygulanan sürü bağışıklığı politikasını durdurabilir, sosyal mesafeyi sağlayacak kapanma önlemlerini hayata geçirebilir ve devasa bir can kaybını önleyebilir.