|
Tarih Sanat Eleştirisi Polemikler Bilim Bildiriler Röportajlar Okur Mektupları DSWS Hakkında DİĞER DİLLER ANA BAŞLIKLAR Asyada tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı Mehring Bookstan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri |
DSWS : DSWS/TR : Tarih : Vadim Z. Rogovin
Vadim Rogovine armağan: Barbara Slaughter tarafından yapılan konuşma"Bir yalanlar dünyasında yaşıyoruz ve Vadim yaşamını tarihsel gerçeği aramaya adamış bir insan"25 Eylül 2004Rusya Bilimler Akademisi Sosyoloji Enstitüsü 12 Mayıs 1997de, Moskovada, altmışıncı yaş günü nedeniyle, Enstitünün önde gelen araştırmacılarından biri olan Vadim Rogovinin onuruna bir toplantı düzenledi. Britanyadaki Sosyalist Eşitlik Partisinin Merkez Komite üyesi Barbara Slaughter bu toplantıda aşağıda yer alan konuşmayı yaptı. Çok büyük acıların çekildiği ve yıkımların yaşandığı bir dünyada hayatımızı sürdürüyoruz. Gelişmiş ülkelerde işçilerin karşı karşıya kaldıkları koşullar bir kuşak öncesine kıyasla daha kötü. İkinci Dünya Savaşından sonra elde edilmiş olan bütün kazanımlar –sağlık hizmetleri, eğitim, emeklilik- işçilerin gözleri önünde tahrip ediliyor. Ücretler ve çalışma koşulları aşağıya doğru çekiliyor ve sürekli işsizlik yaşamın bir gerçeği haline gelmiş durumda. Britanyada 16 ile 18 yaş arasındaki işsiz gençler devletten hiçbir para almıyorlar. Binlerce genç insan evsiz ve yaşayabilmek için büyük şehirlerin caddelerinde dilenmek zorunda kalıyorlar. Abarttığımı düşünebilirsiniz, ancak Londraya yolculuk eden ve West Endin parlak ışıklarının ötesine bakan herkes benim gerçeklerden söz ettiğimi görecektir. Açıkçası işçi sınıfı şaşırmış ve sersemlemiş durumda. İşçi sınıfının eski partileri sınıfı neden düş kırıklığına uğrattılar? Bu partilerin alternatifi ne? Bir alternatif var mı? Bu soru 80 yıl önce Rusyada, Rus proletaryası Birinci Dünya Savaşının ortasında burjuva devleti devirdiği ve iktidarı ele geçirdiği zaman ortaya atıldı. Bu dünyanın dört bir yanındaki proletarya için bir örnek oluşturuyordu ve Britanya işçi sınıfını da derinden etkilemişti. Ben İngilterenin kuzeyinde bir sanayi kenti olan Leedste oturuyorum. Ülkenin dört bir yanından gelen binlerce delege bu kentte Ekim Devrimini kutlamak üzere yapılan ilk toplantıya katılmaya gelmişlerdi. Şehirdeki oteller bu insanlara oda vermeyi reddetmişlerdi. Bunun üzerine işçiler evlerinin kapılarını açmış ve delegeleri onur konukları olarak evlerinde ağırlamıştı. Zamanının en kurnaz siyasetçilerinden biri olan Winston Churchillin 13 diğer ülkenin burjuvazisi ile birlikte, devrimi ezmek üzere özel olarak görevlendirilmiş bir askeri güç gönderdiği herkesçe bilinen bir gerçek. Ancak en sonunda bu özel gücün Britanya işçi sınıfı tarafından düzenlenen gösteriler, grevler ve boykotlar nedeniyle geri çekildiği bunun kadar yaygın olarak bilinmeyen –ancak Britanya işçi sınıfının en ileri kesimleri arasında bir gurur kaynağı olan- bir başka gerçek. Rus Devrimi dünyanın dört bir yanındaki işçiler için bir umut ışığı olmuştu. Bugünlerde Bolşeviklerin uyguladıkları şiddetle ilgili tartışmalar yapılırken genellikle devrimin, bütün bir genç kuşağın - hem doğuda hem de batıda sayısız genç işçinin ve içlerinde en iyi şairlerimizin de yer aldığı genç aydınların- Avrupanın savaş meydanlarında katledildiği, uluslararası korkunç ve amaçsız bir katliam ortamında meydana geldiği unutuluyor. Ekim Devrimi bu bağlamda sadece Rusya için değil fakat bütün insanlık için bir yenilenme, daha iyi bir dünya vaadi olarak görüldü. Daha da korkunç olan Rus işçi sınıfını zafere taşıyan devrimci kuşağın Stalinistler tarafından katledilmesinin sonuçta yol açtığı hayal kırıklığı oldu. Devrimin kahramanlarının halk düşmanı oldukları gerekçesiyle yargılanması ve kurşuna dizilmesi işçilerin saflarında şaşkınlığa ve kafa karışıklığına yol açtı. Stalinist katliam Britanyadaki İşçi Partisi gibi Stalinizmi Bolşevizmle aynı kefeye koyan reformist partilerin elini güçlendirdi. Bugün Britanyada binlerce sınıf bilinçli işçi, İşçi Partisinin gerçek doğasını anlamaya başladı. Bu parti tam anlamıyla ve açıkça bir burjuva partisi haline geldi. Yüzlerce işçi bu siyasi açmazdan kurtulabilmek için bir çıkış yolu arıyor. Bunları binlercesi takip edecek. İşçi sınıfı bu yüzyılda ne olduğunu anlayabilmek için ve özellikle de yüzyılın en önemli olayına, Ekim Devrimine ne olduğunu öğrenmek için geçmişe, tarihe dönmek zorunluluğu ile karşı karşıya. İşte bu nedenle Vadim Britanyaya geldiğinde ve "Stalinizmin bir alternatifi var mıydı?" sorusunu sorduğunda coşkulu bir karşılık gördü. Glasgow, Aberdeen, Sheffield ve Londra üniversitelerinde verdiği konferanslara yüzlerce insan katıldı. Bütün bu üniversitelerde profesörler bizlere ısrarla şunu söylediler: "Burada hiç kimse bu sorunla ilgilenmiyor. Çok sayıda insanın gelmesini beklemeyin." Ve her seferinde katılımın yoğunluğu karşısında şaşkınlığa düştüler. Glasgowda izleyiciler toplantı salonuna sığmadığı için toplantıyı son dakikada daha büyük bir amfiye aktarmak zorunda kaldık. İzleyiciler Vadimi konferans verdiği her yerde büyük bir dikkatle dinlediler. Aradaki dil engeline rağmen izleyenler onun söylediği her sözcüğü özümsediler. Onun konferanslarının, hiç kimsenin yapmadığı ve hatta şimdi bile hiç kimsenin yapmaya cesaret edemediği sabırlı ve titiz bir çalışmayı temel aldığı açıkça görülebiliyordu. Bir yalanlar dünyasında yaşıyoruz ve Vadim yaşamını tarihsel gerçeği aramaya adamış bir insan. Vadim, Avustralyada, Melbournede ve Sidneyde son derece başarılı bir dizi konferans verdi. Bunlardan birinin başlığı "Lev Trotskiy ve SSCBde Marksizmin Kaderi"ydi. Vadim bu konferansı şu sözlerle bitirdi: "Pek çok insan Sovyetler Birliğindeki ve Doğu Avrupadaki rejimlerin çöküşünün komünizmin öldüğü anlamına geldiğini söylüyor. Gerçekte ölen komünizm değil, Marksizmle hiçbir ortak yanı olmayan egemen seçkinler ve rejimlerdi. Ayrıcalıklı olanlarla olmayanlar arasındaki bölünme varolduğu sürece Marksizmin temel düşünceleri, toplumsal adalet, toplumsal eşitlik ve enternasyonalizm idealleri uluslararası düzeyde ölmez." Bu son derece doğru. Ve işte bu nedenle bugün ben burada sadece Britanyadaki Sosyalist Eşitlik Partisinin bir temsilcisi olarak değil, fakat Vadim Yoldaşı dinlemiş olan ve onun uluslararası işçi hareketine yaptığı büyük katkının farkında olan bütün o öğrencilerin, işçilerin ve gençlerin temsilcisi olarak bulunuyorum. Burada yaşamının 50 yılından fazlasını sosyalizm davasına adamış biri olarak konuşuyorum. Siyasi yaşamıma 1945 yılında, o tarihlerde pek çok genç gibi Sovyet işçi sınıfının faşizme karşı verilen mücadele sırasında gösterdiği muazzam fedakarlıklardan etkilenip Komünist Partisine üye olarak başladım. 1956 yılında Komünist Partisinden ayrıldım. Hruşçovun 20. Kongrede yaptığı konuşma Komünist Partisinin saflarında muazzam düşünsel ve manevi bir kriz yarattı. Ve tanklar Budapeşteye Macar Devrimini ezmek için gönderildiğinde ben bunun bir parçası olmak istemedim. O tarihlerde karşı karşı geldiğim sorular yirminci yüzyılın en büyük sorunları olarak kaldı: "Stalinizm nasıl ortaya çıktı?" ve "Bir alternatif var mıydı?" Yaşamımın bu kritik anından bana yeni ve daha zengin bir yöneliş sağlayan ve benim sosyalizm ülküsünün görkemine, güzelliğine ve gerekliliğine olan inancımı yenileyen sadece Lev Trotskiyin yazıları oldu. O tarihte, Batıdaki savaş sonrasının hızlı iktisadi büyüme döneminin ortasında ben bu yönelişi benimseyen çok az sayıdaki insandan biriydim. Şimdi, bundan 40 yıl sonra bu yolu seçen pek çok insan var ve bunların sayısı daha da çoğalacak. Bu nedenle bizim için Vadim Rogovinle tanışmak ve tartışmak ve onun konferanslarını dinlemek büyük bir olaydı. Ben ayrıca geçtiğimiz Aralık ayında Almanyaya giderek Vadimin Bochumdaki Ruhr Üniversitesinde ve Berlindeki Humbolt Üniversitesinde verdiği konferansları dinleme ayrıcalığına sahip oldum. Bunlar tarihsel olarak önemli olaylardı ve gelecekte de bu şekilde anılacaklar. Altmışıncı yaş gününde Vadimin yaşamına ve yaptığı büyük katkılara saygılarımı sunarken onun İngilteredeki ve dünyanın dört bir yanındaki birçok dostu adına konuştuğumu biliyorum.
Telif Hakkı 1998-2008 Dünya Sosyalist Web Sitesi Bütün hakları saklıdır |