DSWS : DSWS/TR : Tarih : Vadim Z. Rogovin
Vadim Rogovine armağan: David Northun yaptığı konuşma
"O yaşamını büyük bir tutkuyla inandığı bu gerçeğin zaferine adadı."
David North 21 Ağustos 2004
Rusya Bilimler Akademisi Sosyoloji Enstitüsü 12 Mayıs 1997de, Moskovada, altmışıncı yaş günü nedeniyle, Enstitünün önde gelen araştırmacılarından biri olan Vadim Rogovinin onuruna bir toplantı düzenledi. ABDdeki Sosyalist Eşitlik Partisinin ulusal sekreteri David North bu toplantıda aşağıda yer alan konuşmayı yaptı.
Vadim Rogovinin altmışıncı yaş günü nedeniyle, Dördüncü Enternasyonalin Uluslararası Komitesinin ve Amerika Birleşik Devletlerindeki Sosyalist Eşitlik Partisinin selamlarını getirmekten büyük bir onur ve mutluluk duyuyorum. Vadimin yoldaşlarının ve arkadaşlarının bu kutlama nedeniyle, dünyanın dört bir yanından Moskovaya gelmiş olmaları, Vadimin çalışmalarına ve yaşamına, onun tarihi gerçek için verdiği mücadeleden ilham alan ve etkilenen, işçilerden, öğrencilerden ve aydınlardan oluşan uluslararası bir izleyici kitlesi tarafından verilen çok büyük önemi kanıtlıyor.
Bu kutlamanın Vadim Rogovinle uzun yıllar boyunca birlikte çalışmış olan meslektaşları ve arkadaşları tarafından düzenlendiğini biliyorum. Vadimle çalışma olanağına ve şansına sahip olmuş olan sizlerin, onun olağanüstü zihinsel gücünü, insanı hayrette bırakan bilgi birikimini, insana hiç tükenmeyecekmiş gibi gelen düşünsel çabasını, düşüncesinin, konuşmasının ve yazılarının şaşırtıcı akıcılığını ve daha da çarpıcısı zorluklar karşısındaki fiziksel ve ahlaki cesaretini, karakterinin asaletini ve iyi kalpliliğini takdir ettiğinizden eminim. Bugün burada – onun çalışmalarının ve düşüncelerinin belirli unsurları ile uyuşmayanlar olsa bile – Vadim Rogovinin olağanüstü bir insan olduğunu inkar edecek tek bir kişi bile bulunmuyor.
Yine de, bu ünlü ve saygın enstitünün üyelerinin, bugün burada saygılarımızı sunduğumuz bu yaşamın önemini tam olarak takdir edip edemediklerini merak etmekten kendimi alamıyorum. Bunu söyleyerek, bildiğim kadarıyla birçoğu Vadimin en yakın arkadaşları arasında yer alan bu enstitünün herhangi bir üyesine saygısızlık etmeyi amaçlamıyorum.
Sizler mutlaka şu deyişi biliyorsunuzdur: bir peygamber kendi ülkesinde saygı görmez. Vadim Rogovinin bütün yaşamı boyunca ortaya koyduğu çalışmaları düşününce insanın aklına bu söz sadece bugünkü Rusyanın entelektüel ve siyasi yaşamı içinde onun konumunun güçlüğü, karmaşıklığı ve paradokslarının yorumu olarak değil, aynı zamanda eski Sovyetler Birliğinin ve onun çöküşüyle ortaya çıkan toplumun yaşadığı trajedi nedeniyle de geliyor.
Son on yılda bu topraklarda yaşanmış olan bütün çalkantılı değişikliklere karşın bir şey değişmedi: bu ülke hâlâ tarihin en büyük siyasi ve entelektüel figürlerinden biri olan Lev Davidoviç Trotskiyi, bırakın takdir etmeyi, kabul bile edememiş olan bir ülke.
Vadim Rogovin tarihsel gerçekliğin peygamberidir. Ve bütün peygamberler gibi Vadim de aslında içinde yaşadığı toplumun yan çizmeyi ya da görmezlikten gelmeyi tercih edeceği zor sorularla meydan okuyor ve zorluyor. Vadim, çağdaşı olan insanların önüne şu büyük tarihsel soruyu koydu: "Stalinizme bir alternatif var mıydı?" Vadim, Sovyet tarihi üzerine yaptığı derin çalışma temelinde, Stalinizme bir alternatifin olduğu konusunda ısrar ediyor: Stalinizm, Ekim Devriminin ne kaçınılmaz ne de zorunlu bir sonucudur; Stalinizm Ekim Devrimine ihaneti ve onun inkar edilişini temsil eder.
Vadimin bir peygamber olduğunu söylerken amacım onu katı ve güzellikleri reddeden bir çileci, gündelik kaygılara, yaşadığı dünyanın işlerine ve zevklerine kayıtsız ve uzak bir çileci gibi göstermek değil. Vadimi tanıyan hiç kimse onu mağarada yaşayan bir münzevi olarak düşünemez. Vadim zevkli bir insan, dondurmanın ve güzel olan her şeyin uzmanı, fanatik bir manzara seyretme meraklısı, yaşamı meraklı bir şehvetle içen, şiiri ve meslektaşlarıyla ve arkadaşlarıyla birlikte olmayı seven bir insan.
Ancak onun yaşamına yön veren tutku gerçeğin peşinden gitmek. Vadim Rogovinin bu derece sıra dışı bir kişilik haline getiren şey entelektüel ve dürüst karakterinin bu temel öğesidir. Bugün, gerçeğe karşı tutumu, dünyaya gerçeğe tanıklık etmek üzere geldiğini söyleyen ünlü bir mahpusa, alaycı bir biçimde "Peki ya gerçek nedir?" diye cevap veren Pontius Pilateninkini hatırlatan, çarpıtılmış ve kafası karışık bir dünyada yaşıyoruz.
Pilate, insanın kafasını böyle soyut bir soruna takmaması gerektiğini ve her durumda gerçeğin tanımının günün gereklerine göre değişen, bütünüyle kişisel bir şey olduğunu öne sürmüştü. Aradan 2.000 yıl geçti ancak Romalı bürokratın pragmatik bakış açısının hâlâ çok sayıda yandaşı var. Bizlere dört bir yandan nesnel gerçeğin bir serap, külfetli bir felsefi yorum ve insanlığın olmaması durumunda daha iyi konumda olacağı, aklın gücüne duyulan aptalca inançla birlikte ortaya çıkmış olan Aydınlanma düşüncesinin saf gösterişliliği olduğu söyleniyor.
Bu hor görü dolu tutumun en güçlü bir biçimde çürütülüşünü Sovyetler Birliğinin kaderinde ve günümüzün Rusyada bulabiliriz. Bu ülkede, kendisini yoğun bir biçimde tarihin sistematik olarak tahrif edilişinde gösteren, nesnel gerçekliğin baskı altına alınmasının yarattığı korkunç sonuçları görüyoruz.
Rusyanın dışında yaşayan biri olarak, bu ülkede durumu ancak basından ve Rusyadaki dostlarımdan ve benzer düşünceleri paylaştığım insanlardan aldığım haberlerin yardımıyla izleyebiliyorum. Bu ülkede yaşayan sizler Rusyadaki durumu benden çok daha iyi biliyorsunuz. Ancak siyasi düşünceleriniz ne olursa olsun eminim ki insan olarak ve iyi bireyler olarak çok sayıdaki istatistik veri karşısında – ekonomik çöküşün ve toplumsal çürümenin gözle görülür belirtilerinden söz etmiyorum bile - derinden üzüntü duyuyorsunuz. Geniş kitleler gittikçe artan yoksullaşma nedeniyle ıstırap çekerken, toplumun küçük bir kesimi kaynağı açıklanmayan, insanı şoke eden bir zenginlik içinde yüzüyor.
Mevcut durumla ilgili farklı derecelerde akla yatkın olan ve farklı kalitede birçok açıklama yapıldı ancak şu anda bir şeyin çok açık olması gerekiyor. Sovyet toplumunun uzun süredir devam etmekte olan krizi nihayet 1985 yılında patlamaya dönüştüğünde, SSCBnin karşı karşıya olduğu sorunlara bırakın bir çözüm bulmayı, bu sorunları anlayabilen hiç kimse yoktu. Şaşkına dönmüş ve sersemlemiş olan bir tek Komünist Parti birinci sekreteri değildi. Sovyet ekonomistlerinden, felsefecilerinden ve sosyologlarından da çok az yardım geliyordu. Perestroyka döneminde siyasetçilerin ve onların danışmanlarının faaliyetleri "Kör Adamın Blöfü" oyununu andırıyordu. Büyük törenler eşliğinde, ikinci günde işlemediği fark edilen ve üçüncü günde büsbütün unutulan programlar açıklandı.
O günlerde eksik olan şey, herhangi bir tarihsel perspektif anlayışının olmamasıydı. Geçmişle nesnel ve samimi bir biçimde hesaplaşmadan geleceğe giden bir yol nasıl bulunabilir? Gorbaçovun 1987 yılının Kasım ayında, Bolşevik Devriminin yetmişinci yıldönümünde yaptığı konuşmanın metnini hatırlıyorum. Konuşmada büyük bir utanmazlıkla Stalin sosyalizme katkıları nedeniyle övülüyor ve her zaman olduğu gibi Trotskiy, Leninin baş düşmanı olmakla suçlanıyordu. Bütün konuşma yalanlarla ve bayağı tahrifatlarla örülmüştü. Bu bayağı ve samimiyetsiz konuşma metnini okuyan bir insan kafasını sallayıp acı bir alayla ile şu yorumu yapmaktan kendini alamaz: "Ve Gorbaçov bu çürümüş temeller üzerinde Sovyet toplumunu yenilemeyi planlıyor!"
Tarihin çarpıtılması ve nesnel gerçekliğin inkar edilmesi karşısında hâlâ ödenmesi gereken korkunç bir bedel var.
Vadimin altmışıncı yaş gününü kutladığımız bu yılın aynı zamanda Sovyetler Birliğinin tarihindeki en korkunç yılın, 1937nin altmışıncı yıl dönümü olması dokunaklı bir gerçektir. 1937de yaşanan olaylar Sovyetler Birliği ve uluslararası sosyalizm davasının kaderi üzerinde trajik sonuçlar yarattığı gibi, aynı zamanda Vadim Rogovinin düşünsel yaşamının yönünü de belirledi.
Vadimin dünyaya gelmesinden sadece üç ay önce Lev Trotskiy, Stalin tarafından suçlanan Radek, Piyatakov ve diğer eski Bolşeviklerin yargılandığı düzmece Moskova duruşmasına cevap verdi. Trotskiy, Moskova Duruşmalarının totaliter bürokrasinin sosyalizme ihanetinden doğduğunu ilan etti. Sanıklara Vişinski tarafından yöneltilmiş olan suçlamaların hepsi yalandı. Trotskiy şöyle diyordu: "Gerçek beyazlayan kemiklerimizin üzerinde de olsa zafere ulaşacaktır." Vadim Rogovin yaşamını büyük bir tutkuyla inandığı bu gerçeğin zaferine adadı.
Hiç birimiz eski Sovyetler Birliği halkının karşı karşıya olduğu korkunç toplumsal ve siyasi sorunlara ne zaman ya da tam olarak hangi biçimde çözüm bulunacağını öngöremeyiz. Son tahlilde, bu krizin çözümü sadece Rusyada yaşanan olaylara değil, aynı zamanda bu ülkenin sınırlarının ötesinde yaşanan sınıf mücadelelerine de bağlı. Ancak bir çözümün bulunması sürecine girildiğinin en önemli entelektüel işaretlerinden birinin Vadim Rogovinin kitaplarının gittikçe daha fazla sayıda basılıp okunması olacağını kesinlikle söyleyebiliriz.
Ve keza, sarsılmaz bir güvenle dostumuz, meslektaşımız ve yoldaşımız Vadim Zaharoviç Rogovinin, Rusyada ve bütün dünyada sadece çağının en büyük tarihçilerinden biri değil, aynı zamanda yaşadığı dönemin en dürüst ve ilkeli insanlarından biri olduğunun genel kabul görmesinin çok fazla zaman almayacağını öngörebiliriz.
Sayfanın başı
Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.
Telif Hakkı 1998-2008
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır
|