|
Tarih Sanat Eleştirisi Polemikler Bilim Bildiriler Röportajlar Okur Mektupları DSWS Hakkında DİĞER DİLLER ANA BAŞLIKLAR Asyada tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı Mehring Bookstan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri |
DSWS : DSWS/TR : Tarih : DEUK
Savas Michael için bir misyon29 Ekim 2003Bu yazı o tarihte Dördüncü Enternasyonalin Uluslararası Komitesinin yayın organı olan Fourth Internationalın 1986 Yaz sayısından alınmış bir pasajdır. Derginin bu sayısı bütünüyle tek bir başlığı ele alan özel bir sayı niteliğinde: İşçilerin Devrimci Partisi Trotskizme Nasıl İhanet Etti 1973 – 1985. Healy [savaşta] İranın zaferine tam destek vermeye yönelik oportünist siyasi kaymasını haklı gösterebilmek için DEUK [Dördüncü Enternasyonalin Uluslararası Komitesi] tarafından yapılmış olan tahlile saldırmak ve bunun yerine Humeyni rejiminin sınıfsal doğasına yönelik sahte bir değerlendirme koymak zorundaydı. Buna yönelik plan gizlice, Uluslararası Komite içinde hiçbir tartışma yapılmadan, Healy ve onun Atinadaki özel ajanı, eski İşçilerin Enternasyonalist Birliğinin (bu örgüt 1985in Kasımında, DEUKdan ayrıldıktan sonra Yunan İşçilerinin Devrimci Partisi adını aldı) elle seçilmiş olan genel sekreteri Savas Michael tarafından yapıldı. S. Michael, İrana gitmeyi ve Healynin kullanımına sunmak üzere, kendi öznel izlenimlerini ve revizyonist sosyolojiyi dayanak kabul ederek İslam Cumhuriyetinin "kitlelerin" sosyalist cumhuriyetine dönüşmekte olduğunu gösteren, anti-Marksist bir gezi yazısı yazmayı kabul etti. Healynin Irak KP üyelerinin zulme uğramalarına kayıtsız kalışı gibi, S. Michael de İrana yaptığı ziyaretin, bu ülkedeki her türden solcu eğilimin gaddarca bastırılmasına denk düşmesini kendisine dert etmedi. Hatta gezisinin zirveye çıktığı an, rejimin uyguladığı baskılarla açık bir dayanışmadan başka bir anlamı olmayan bir konuşma yapmak üzere İran televizyonuna çıkması oldu. Sri Lanka LSSPsinden, dönek Colvin R. Da Silvanın 1958de Sovyet televizyonuna çıkıp bürokrasinin Macaristandaki baskılarını onaylayan bir konuşma yapmasından bu yana, Trotskist olduğunu iddia eden bir insan tarafından bu derece utanç verici bir sınıf ihaneti gerçekleştirilmemişti. Bu girişim, sayısız İranlı işçinin gözünde Dördüncü Enternasyonalin itibarının sarsılmasına yol açtı. Michaelin yazdığı, News Lineda 1983ün Şubat ve Mart aylarında yayınlanan, izlenimciliğinin kabalığıyla ve teorik cahilliği ile sadece Mitchell ile kıyaslanabilecek olan makaleler, siyasi gazeteciliğin bir karikatürüydü. Michael, kendi turist gözlemlerine dayanarak İranda devletin baskıcılığına ilişkin bütün iddiaları geçersiz ilan etti: "Batıdan, özellikle de Yunanistan gibi on yıllar boyunca sağcı polis devleti ve diktatörlükle yönetilmiş bir ülkeden gelen biri için, bir gerçek çok çarpıcı: hiçbir yerde polis görmüyorsunuz. "Ne de, Pehlevi zamanında ya da beş kıtanın farklı yerlerindeki çeşitli polis-asker rejimlerinde görülmesi olağan olan panzerlere rastlamıyorsunuz." (24 Şubat 1983) Bu söylenenler büyük bir olasılıkla İranda kapitalist devletin daha şimdiden ortadan kaldırılmış olduğu anlamına geliyordu. Bu derin siyasi bakış, bir başka çarpıcı gözlemle teyit ediliyordu: "Devrimci İran, hiç şüphe yok ki gençlik tarafından yönetilen bir ülke. Mütevazı sivil giysilerinin üzerine giydikleri askeri ceketleriyle, omuzlarından sarkan yarı otomatik silahlarıyla, ateşli devrimci adanmışlıklarıyla, halkın bu genç çocukları, halkın öncüleri koruma sağlıyorlar, yönetiyorlar, seferber oluyorlar ve kendilerini kurban ediyorlar." "Yoksunların yönetimi" olarak karakterize ettiği devletin burjuva olmayan doğasını ortaya koyabilmek için Michael İrandaki rejimin gerçek anlamda bütün halkın desteğini almış, dünyadaki en popüler rejim olduğunu öne sürdü. Bunu büyük oranda öznel bir anlayış olan devlet gücüne bağlıyordu: "Eğer halk desteğini bir rejimin siyasi istikrarının derecesini tahmin etmek için temel kriter olarak kabul edersek, bu durumda kuşkusuz ki Tahrandaki İslamcı rejimin fazlasıyla istikrarlı olduğu kabul edilmelidir. Kitleler ile önderleri arasında, özellikle de İmam Humeyni arasında, devrimin ocağında pişmiş güçlü bağlar var." Bir rejimin siyasi istikrarını –sınıf güçleri arasındaki iç çelişkilerin bilimsel bir analizi yerine- halk desteği olarak adlandırılan bir soyutlamaya indirgemek, idealist ahmaklıktan başka bir şey değildir. Yine de, Michaelin iddiasının içinde bir miktar gerçek vardı –ancak bütünüyle farklı bir düzeyde. Marksizmin bilimsel politik deyimleri olarak algılandığında, Hümeyniye verilen halk desteği kitlelerin yanılsama içersinde olmasının bir yansıması idi, ki bunun sağlam politik bir taban olması hayli zordu. Michaelin şarlatanlığının derinliği Marksizmi terk ettiği şu cümlede özetleniyordu: "Bu çok derin bağları güçlendirmede İslam kitleler üzerinde çok büyük bir rol oynamış ve oynamaya devam ediyor." Herhalde böylelikle İranda Marksistlerin dinci karanlığa karşı mücadele etmelerine artık gerek kalmıyordu. İranda yaşanan gelişmelerin doğasını tahlil ederken S. Michael İranlı bir öğrenci ile yapılan bir konuşmadan alıntı yaparak Sürekli Devrimin Kurandan çıktığını ortaya koydu: "Kesintiye uğramayan bir devrim temel bir İslami ilkedir." Healynin ajanı 1979 ile 1982 arasında yaşanan beş devrimin evriminin kronolojisini çıkartıyor: bu devrimlerin ilki Bahtiyarın devrilmesi; ikincisi, ABD Elçiliğinin işgali; üçüncüsü, Beni-Sadrın yenilgiye uğratılması; dördüncüsü kültürel devrim; ve nihayet beşinci "İmam Humeyninin söylediği gibi toplumsal adaleti amaçlayan" devrim. "Bu toplumsal devrimdir. "İrandaki İslam Devriminin sosyal boyutunu göremeyen, onun derinliğini anlayamaz." (News Line, 28 Şubat 1983) Toplumsal devrimi anlatırken Michael mülkiyet ilişkileri ve kârlar konusunda çok anlayışlı bir muğlaklık içinde: "Özel sektör hâlâ küçük ve orta boy işletmeleri, bazaarı [pazar], çeşitli hizmetleri olduğu kadar, tarım reformu sonrasının tarımını içeriyor." Bu detaylar Marksizmin diline tercüme edildiğinde, özel mülkiyetin açıkça sağ ve sıhhatte olduğu, kırsal kesimde meta üretiminin egemen olduğu ve iç ticaretin bazaarın tüccarlarının himayesi altında geliştiği apaçık görülür. Bu sadece sınıf mücadelesinin İran toplumunun yüzeyinde değil daha derinlerinde kaynaştığı anlamına gelir –Michael bu gerçeği şu sözlerle makul göstermeye çalışır: "Elbette ki toplumsal çelişkiler ortadan kalkmış değil. Ancak devrim bu çelişkilerle kitleleri harekete geçirerek, radikal bir biçimde mücadele etmeye yönelmiş durumda." Nihayet, "Savaş ve Devrim" başlıklı üçüncü makalede Michael işe koyuldu ve ana misyonunu –Irakın işgalini ve İran burjuvazisinin yayılmacı savaş hedeflerini haklı göstermeyi- yerine getirdi. Michael çatışmaların şu anda Irakın topraklarında yapıldığına işaret ederek "çok sayıda İranlıyla savaşın sürdürülmesinin doğruluğu üzerine tartıştığını" söyledi. Michael, rejimin taraftarları tarafından dile getirilen, kendi amaçlarına uygun rasyonalizasyonları uzun alıntılarla aktardı –bunlardan biri savaşın sona ermesinin Irakın faydalanmaya çalışabileceği bir toplumsal huzursuzluğa yol açabileceğini söylüyordu- ve ardından da İran işgalinin sürdürülmesine yönelik ısrarlı desteğini ilan ediyordu. Savas Michael, Marksizmden bütünüyle uzaklaşarak, dünya devriminin gelişiminin İran burjuvazisinin askeri başarısına bağlı olduğunu öne sürdü: "Bağdat rejiminin askeri olarak yıkılması, rejimdeki [bölgedeki?] her şeyi istikrarsızlaştıracaktır. İranlıların yaptıkları tahminlere göre her durumda Ürdündeki Haşemit monarşisi ilk kurban olacak. Diğer gerici rejimler de aynı yolu izleyecekler. Kuşkusuz ki Filistin sorunu da yeni bir temel üzerine yerleşecek." Burada son görüşün, savaşın sürmesinin Filistinli kitleler için tam bir felaket olduğunu defalarca ilan etmiş olan FKÖ tarafından kesinlikle paylaşılmadığını belirtmek gerekir. Bu tahlilin yayınlanmasından bu yana yarım milyona yakın İranlı ve Iraklı katledildi, her iki ülkenin de ekonomik gelişimi on yıllarca geriye gitti ve bu ülkelerin ıstırap çeken proleterleri arasında kardeşçe bağlar kurmaya giden yolun üzerine devasa engeller dikildi. İran ve Irak burjuvazileri tarafından kanlı bir ikilemin içine itilmiş olan kitleleri bu ikilemden ancak sosyalist devrim çıkarabilir. Michaelin ucuz gazetecilik macerası Healyye DEUKnın 12 Şubat 1979 tarihli açıklamasını bütünüyle reddetmek için gerekli bahaneyi sağladı. 1983 sonbaharında İDP [İşçilerin Devrimci Partisi] siyasi hattında bütünüyle bir kayma yaptığını açıklamaya hazır duruma gelmişti. News Line 10 Ekim 1983te, Fransız hükümetinin Iraklılara Exocet füzeleri sağlamasını, uyduruk bir bahane olarak kullanarak, İranın askeri zaferinden yana tavır alan ve Irak rejimini şu şekilde eleştiren bir çağrı yayınladı: "Irak rejimi askeri olarak yenilmiştir ve emperyalizmin bir aracı olduğu bütünüyle ortaya çıkmıştır. Bu rejim Iraklı kitleler tarafından gecikmeksizin yıkılmalıdır. Bu rejimin varlığını sürdürmesi emperyalizme bir askeri üs ve savaş planları için bahaneler sağlamaktadır." Bu açıklamayla İDPnin Healy önderliği karşı-devrim kampına geçişini tam anlamıyla tamamladı. İDPnin Healy önderliği Marksizmin en temel ilkelerini çiğnemeye hazır ve proletaryayı bir burjuva devletinin vahşi savaş hedeflerinin egemenliği altına sokacak noktaya ulaşmıştı.
Telif Hakkı 1998-2008 Dünya Sosyalist Web Sitesi Bütün hakları saklıdır |